AYHAN KOTRA'NIN WEB SAYFASINA HOŞGELDİNİZ BASINDA AYHAN USTA HAKKINDA ÇIKAN BİR YAZISİNOPLU AYHAN USTA AĞACI OKUYOR
Ayhan usta sabah rastgele bir kütüğü eline alıyor,damarlarına, budaklarına bakarken ‘’acaba ben bundan ne yapsam?” diye düşünüyor. Tahtayı evirip çevirirken ‘’Bugün ne pişirsem ?’’ diye bocalayan kadınların kararsızlığını yaşıyor.
TAHTALARLA KONUSAN ADAM
Ayhan usta 50 yıldır gemi maketi oyuyor. Amerikalılar, Japonlar,Fransızlar Sinop’ a geliyor. Mütevazi atölyesinde onu buluyorlar. Akademisyenler stajyer öğrenciler yolluyor, hisse kapmaya bakıyorlar. Ama ünlü sanatkarımız yana yakala çırak arıyor.
Sinop’ u gördünüz mü bilmem. Deniz içinde bir ada düşünün ve arada incecik bir kara .Hani armut sapı gibi bir daralma.İşte şehir tam buraya kurulmuş,karanın inceldiği boyuna .Eee bunda ne var diyeceksiniz.çok şey var . Bir kere bütün evler deniz görür ve hava yosun kokar. Hangi kuytuya girerseniz girin rüzgar sizi yakalar.
Bundan 50 yıl önce şehir çok daha sevimlidir. Bahçelerden yemiş ,lahana tasar, dar sokaklar ahşap konaklara cıkar o yıllarda ulaşım çektirmelerin omzundadır. Böyle güçlü kamyonlar nerede, hem Anadoluda yol mu var? limana giren allı yeşilli mavnalar, taş,kum ve kereste taşırlar çuvallar,sepetler, makaralar ,sandıklar ... sallandıkça gıcırdayan tekneler ve gerilen halatlar sesi tepelerde yankılanan pat patlar,kah kuduran ,kah boğulan motorlar...
YA DENİZCi YA DA DENİZCi
O yıllarda Sinoplu çocukların gönlünde 2 meslek yatar. ya balığa çıkacak ya da bir çektirmeye tayfa yazılacaktır. Yanisi şu ki ya denizci olacaklar ya da denizci olacaklar. Sonra ? sonrası kaptanlık filan.
İşte küçük Ayhan da o deniz sevdalılarından biridir.Sabah uyanır uyanmaz cama koşar deryaya bakar annesi kahırlı kahırlı söylenerek’’ babası kılıklı der. Deniz orada işte kaçmıyor ya ama o açlığını bile unutur mavnalara, çatanalara ,takalara dalar. Oyunlarda hep reis olur incecik sesiyle’’ vira bismillah diye haykırır, yelkenleri açtırır .kah hayali limanlara halat atar kah okyanuslara yelken acar.
Ayhan ilk mektep sıralarında matematik defterine bile gemi resimleri çizer. Halbuki o yıllarda resim çizene ; aa ne iyi; demezler. Zira defterin sarı yapraklısı bile iyi paradır. Azar azar kullanılır hatta silinip seneye saklanır. Böylesi çok karalama yapan birinin önce dikkati sonra kulağı çekilir. Ama o gizli saklı yine taka resimleri yapar beğendiklerini duvara asar. İste tam o günlerde dükkanın birinde allı morlu bir tekne maketi görür ve vurulur. Dükkan sahibi’’ bunları Sinop hapishanesinde yatan eski bir reis oyuyor der ‘’ ,Meşgale işte ömrü deryada geçen biri başka ne yapar ?’’ Ayhan usta kararını o gün verir ve işine başlar eline geçirdiği herşeyden gazete kağıdından ,karpuz kabuğundan ,ayva diliminden tekneler yapar hatta gün gelir bir keseri ve çakısı olur ki artık ağaç işleyebilir. Hasılı oyacak ,çakacak, boyayacak demektir. Büyükleri ondaki kabiliyetin ehil ellerde işlerde şekillenmesini ister ve sanat okuluna verirler. O yıllarda sanat okulları ilk mektepten sonra talebe alır ve ağacı yaşken eğerler. Ayhan küçücük gözlerini dört açar ve hisse kapmaya bakar ağacın lisanını öğrenir, ahşabın inceliklerini kavrar. Hocaları kah olmadı der kah başını okşarlar. Mezun olunca kör topal bir tezgah açar piyasaya çıkar. O yıllarda Sinop’ta Amerikalılar vardır ve Ayhan ustanın teknelerine hayran olurlar bunlardan bir iki tanesi Amerika’ya gidince siparişler yağar. Coniler paranın para devrinde yeşil yeşil dolarları sayar ‘aman n’olur bir tanede bana’’ diye yalvarırlar.
ACABA NE YAPSAM?
Ayhan Usta o gün bu gündür tezgahın başında.Artık yonga kokusunu solumadan yapamıyor. Evet deniz kokusunu da seviyor ama deryaya açılmaya vakit mi var?.Ayhan Usta yerine göre kayın,ceviz,kavak kullanır. Sabah rasgele bir kütüğü eline alıyor budaklarına damarlarına bakarken ‘’Acaba ben bundan ne yapsam ?’’ diye düşünüyor .Hani tahtayı evirip çevirirken ‘’Bugün ne pişirsem?’’ diye bocalayan kadınların kararsızlığını yaşıyor. Ama kafasında bir şey belirdi mi ağaca girişiyor,bir hamlede gövdeyi çıkarıyor. Sonra iş detaylara kalıyor. Halatlar ,makaralar,bocurgatlar,direkler,can yelekleri,ağlar,filikalar.
Ayhan Usta boyaya özel bir ihtimam gösteriyor. Lüks otomomobillerde kullanılan selülozik boyaları tercih ediyor. Renkleri titizlikle seçiyor. Uzun lafın kısası onun hiçbir eseri diğerine benzemiyor ve o minyatür gemilerini evladı gibi seviyor hatta bazen satılmadığına seviniyor. Her giden tekne yüreyinden bir parça götürüyor. Zira o yaptıklarının tamamına hayran oluyor,hayran olunmayacak işlerle vakit kaybetmiyor. Kim bilir işin sırrı belki burada yatıyor.
SİNOP’UN ADI DUYULUR
Ayhan usta bütün modelleri seviyor ama gönlü çektirlelerde yatıyor.’’bu nesil Çektirmeyi nasıl unutur diyor’’ Halbuki bir zamanlar karadenizin yükünü onlar cekti. Hasılı birazcık nostalji birazcık kültür hizmeti.
Bazı meraklılar sırf Ayhan ustayla tanışmak için Sinop’a geliyorlar. Ustamız Avrupalılara ve Uzakdoğululara sanatını anlatıyor. Mesela geçenlerde Fransız güzel sanatlar akademisinin 3 başarılı öğrencisi Nathalıa , Olga ve Brigitte Ayhan ustayı bulmuşlar. Hatta önlük bağlamış zımpara yapmışlar.müsaade etse yıllarını vermeye razıymışlar. Ama aynı Ayhan usta Sinop’ta çırak bulamıyor. Sıkıntıdan tırnaklarını kemiriyor.
Ayhan usta sanatını kıskanan birisi değil aksine bildiklerim benimle gitmesin diyor. Ancak 8 yıllık eğitime ateş püskürüyor sanata meraklı gençler ilkokuldan sonra ele alınmalıydı diyor. İnanın Türkiye’nin geleceği burada yatıyor. Soruyoruz ha ilk ha orta ne farkı var? Acı acı gülüp çok fark diyor.’’15 yaşında bire çocuğun başında kavak yelleri esiyor onlar Tarkan ya da Hakan Şükür olmaya bakıyor. Kat, yat kadillak peşinde koşuyorlar. Marangozluk gözlerine basit geliyor. Tez canlı oluyor sabredemiyorlar herşeyi çabucak öğrendıklerini sanıyor nasihat dinlemeyi nefislerine yediremiyorlar.
BİLSEMKİ FAYDASI OLACAK...
Ayhan usta dertli dertli devam ediyor. Sanat okuluna gidenler başka alem düşünün 18 ,19 yaşında okulu bitiriyor ve askerliğe hazırlanıyor . Askerden dönen iyi kötü bir memurluk kapıyor ve akşama kadar masa bekliyor. Birşeyler üretmek gibi bir derdi olmuyor. Halbuki sanat disiplin ister çırak ustasını baba bilmelıdır. Çocuk tam eli kırılabilecekken ısı kavramalı gözü başka yerde olmamalıdır. Eğer siz cüzünüzü veremezseniz sanat size küllünü vermez. Fedakarlık edemezseniz beceremezsiniz. Bilsemki dikkate alacaklar kendimi yakacağım. Ziyan olan Çocukları gördükçe içim ağlıyor. Ama Sinop’lu Ayhan usta kimin umrunda?
Biliyormusunuz Karadenizliler başarının sırrını ‘’h.a.m.s.i’’ diye formüle ederler. İsterseniz açalım. HAMSİ: hırs, azim, metanet, sabır ve inançtır. Ayhan usta böyle birşey demiyor ama biz onda hepsini görüyoruz.
‘’HIRS, AZİM, METANET, SABIR VE İNANÇ’’kısaca ‘HAMSİ’.